8.Sınıf 6.Ünite Özeti Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

AskinElibol

Öğretmen
13 Ara 2020
9,752
9
38
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasının Temel Esasları

Barışçıdır:
Türkiye, Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi çerçevesinde, uluslararası sorunların çözümünde eşitliğe dayanan dostluklar ve ittifaklar kurmayı amaçlar.

Bağımsızdır: Ülkemiz bağımsızlığını her şeyin üstünde tutarken, diğer devletlerin dış politikalarından ve yönetim sistemlerinden etkilenmez.

Gerçekçidir: Dış siyasette Türkiye dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmeleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirmeyi amaçladığı hedeflere yönelir.


Türk ve Dünya Kamuoyunu Dikkate Alma: Atatürk, halkın desteğini almayan hiçbir politikanın başarılı olamayacağına inanmıştır. Atatürk’ün takip ettiği politika, gücünü milletten almakta ve millî menfaatlere göre şekillenmektedir.

Millî Güce Dayalıdır: Türkiye, ülke menfaatlerini ve kendi halkını dikkate alan, bilim ve teknolojiyi rehber kabul eden milli bir dış politika takip eder.

Akılcılık: Geçmişin sorunlarına saplanıp kalmak yerine mevcut şartları değerlendirerek geleceğe yönelik kararlar almaktır. Değişen şartları iyi analiz etmek ve bu şartlar altında en doğru adım atmayı gerektirir.

Dış Politikada Yaşanan Gelişmeler Yabancı Okullar: Lozan Barış Antlaşması’nda yabancı okulların Türk hukuk kurallarına uymak şartı ile çalışabilecekleri kararı alınmıştı. Türk Hükümeti, daha sonra bu okulların çalışmalarını millî menfaatlerine uygun olarak yeniden düzenledi. Buna göre Türkçe dersi yanında tarih ve coğrafya dersleri de Türk öğretmenlerce, Türkçe olarak okutulacak ve okullar Türk müfettişler tarafından denetlenecektir.

Musul Sorunu: Türkiye ile İngiltere bu konuda anlaşamayınca Musul Sorunu’nun Lozan Konferansı’ndan sonra, Türkiye ile İngiltere arasında dokuz aylık bir sürede yapılacak görüşmelerle çözümlenmesi kararlaştırıldı. Türkiye ile İngiltere arasında İstanbul’da gerçekleşen görüşmelerde sonuç alınamadı. Bu nedenle konu Milletler Cemiyetine
taşındı. Türkiye’nin henüz üyesi olmadığı Milletler Cemiyeti, İngiltere’nin etkisiyle bölgenin Irak’a bağlanması kararını aldı. Türkiye, başta bu haksız kararı kabul etmek istemedi. Musul Sorunu’nu çözebilmek için bir askeri harekata girişmeyi düşündü. Ancak iç (Şeyh Sait İsyanı) ve dış gelişmeler Türkiye’yi zor durumda bıraktı. Yeni bir savaş çıkmasını istemeyen Türkiye, İngiltere ile anlaşma yoluna gitti. 5 Haziran 1926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması’yla Musul, İngiltere’nin mandası altındaki Irak’a bırakıldı. Buna karşılık 25 yıl süreyle Musul’un petrol gelirlerinden %10’luk
bir pay Türkiye’ye verilecekti.

Türk Yunan Nüfus Mübadelesi: Lozan Barış Antlaşması’na göre, Türkiye’deki Rumlarla, Yunanistan’daki Türkler mübadele (değiş tokuş) edilecekti. Yalnız İstanbul’da yaşayan Rumlar ile Batı Trakya’daki Türkler mübadele dışında kalacaktı. Bunun için Türk ve Yunan temsilcilerinden oluşan bir komisyon, 1923 yılında çalışmalarına başladı. Mustafa
Kemal’in dostluk girişimleri ve Balkanlarda bir ittifak sistemi kurma gayretleri, Türkiye ve Yunanistan arasında mübadeleden kaynaklanan sorunların aşılmasına yardımcı oldu. 10 Haziran 1930 tarihinde yapılan anlaşma ile mübadele meselesi çözüme bağlandı. Geldikleri tarih ne olursa olsun İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri yaşadıkları yerde etabli (yerleşmiş) sayıldı.

Milletler Cemiyetine Giriş: Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barışın korunması ve iş birliğinin sağlanması için galip devletler tarafından kurulmuştu (1920). Türkiye, Milletler Cemiyetinin Musul sorunundaki taraflı tutumu yüzünden cemiyete giriş için acele etmemişti. Ancak 1930’dan sonra Türkiye’nin uluslararası politikada ağırlığını hissettirmesi, barışçı bir politika izlemesi, Batılı devletlerle sorunlarını halletmesi Milletler Cemiyetine üyelik için davet edilmesine yol açmıştır. Cemiyet 6 Temmuz 1932 tarihli genel kurulunda İspanya temsilcisinin teklifi ile Türkiye’yi davete karar verdi. TBMM, 9 Temmuz’da daveti kabul etmiş, 18 Temmuz 1932’de alınan genel kurul kararıyla Milletler Cemiyetine üye olmuştur.

Balkan Antantı: 1933’ten sonra Avrupa’da barışı tehdit eden huzursuzluklar ortaya çıktı. Devletlerin silahlarını azaltmak amacıyla yapılan konferanslar olumlu sonuç vermeyince silahlanma yarışı başladı. Özellikle İtalya’nın Balkanlar ve Doğu Akdeniz’de, Almanya’nın Doğu Avrupa’da izledikleri yayılma politikaları dünya barışını tehdit edecek noktaya ulaştı. Türkiye, Balkan devletleri ile uzun süreden beri kesilmiş olan ilişkileri yeniden canlandırmak için ikili dostluk antlaşmaları yapmıştı.

Bunlar: 1923’te Arnavutluk, 1925’te Bulgaristan ve Yugoslavya ile imzalanan barış ve dostluk antlaşmaları idi. 1930’da Türk – Yunan yakınlaşması diğer Balkan devletleri arasında olumlu etki yaptı. Yapılan görüşmeler sonucunda 9 Şubat 1934’te Balkan Antantı Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalandı.

Sadabat Paktı: Türkiye Balkan Antantı’nın imzalanmasıyla batıdan gelebilecek tehlikelere karşı batı sınırını güvence altına almıştı. İtalya’nın Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’ya yönelme politikası yanında Habeşistan’a saldırması doğu sınırlarının da güvence altına alınmasını gerekli kıldı. İtalya’nın politikaları Türkiye gibi Orta Doğu ülkelerini de endişelendirdi. Orta Doğu’nun güvenliğini sağlama çalışmaları 1935’te Türkiye, İran ve Irak’ın girişimleriyle Cenevre’de başladı. Afganistan’ın da katılımıyla Türkiye, İran ve Irak arasında Tahran’da 8 Temmuz 1937’de Sadabat Paktı imzalandı

Boğazlarda Söz Türkiye’nin;

Yer Montrö şehri
Tarih 20 Temmuz 1936
Taraflar Türkiye, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Yunanistan

Türkiye’nin imzaladığı Lozan Barış Antlaşması boğazlar bölgesinde Türkiye’nin egemenliğini kısıtlamaktaydı. Bu antlaşmanın hükümlerine göre boğazlar askerden arındırılmış, bölgenin kontrolü için de uluslararası bir komisyon kurulmuştu. Silahtan arındırılmış boğazlar 1930’lu yıllardan itibaren gerginleşen ve silahlanma yarışının başladığı uluslararası ortamda savunmasız durumdaydı. Boğazların güvenliğini sağlayacak Milletler Cemiyeti gücünü giderek yitirmeye başlamıştı. Avrupa’da yeni bir savaş bekleniyordu.
Bu ortamda Türkiye, boğazların silahsızlandırılmasının kendi güvenliği açısından oluşturduğu sakıncaları gündeme getirmeye başladı. Türkiye, güvenliği için boğazlar bölgesini silahlandırmayı, buralarda askeri kuvvet bulundurmayı ve Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılmasını istiyordu.

Kararlar
Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, boğazların savunulması Türkiye’ye bırakıldı. Boğazlardan geçiş, Türkiye ile Karadeniz’de kıyısı olan devletlerin güvenliğini tehdit etmeyecek şekilde düzenlendi. Ticaret gemilerine tam bir geçiş serbestliği tanındı. Savaş gemileri için geçiş sözleşme hükümleri ile sınırlandırıldı.

Hatay’ın Anavatan’a Katılması 1923’te “Kırk asırlık Türk yurdu, düşman elinde esir kalamaz!” diyen Mustafa Kemal, Hatay’ın Türkiye için önemli bir millî mesele olduğunu belirtmişti. 1936’da Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetimine son verdi. Bu durum karşısında Türkiye, Hatay’ın durumunun belirlenmesi için Milletler Cemiyetine başvurdu. Türkiye ile Fransa arasında yapılan ikili görüşmelerin ardından bağımsız Hatay Devleti kurulmasına karar verildi. Hatay için bir anayasa hazırlandı ve 2 Eylül 1938’de Hatay Türk Cumhuriyeti kuruldu. Bağımsızlıkla yetinmeyen Hataylılar Türkiye’ye katılmak istiyorlardı. Avrupa’daki gergin durum Fransa’nın bu isteği kabul etmesini sağladı. 23 Haziran 1939’da Fransa ile Türkiye arasındaki bir antlaşmayla Hatay’ın Türkiye’ye katılması kabul edildi. Hatay Meclisinin aldığı kararla Hatay 30 Haziran 1939’da Türkiye’ye katıldı.